SEVDALİNKA
Biraz kitap, biraz ben;
Sevdalinka, Ayşe Kulin’in Bosna Savaşı’nın (1992-1995) acı gerçeklerini merkeze alarak yazdığı, hem aşk hem de insanlık dramı anlatan bir romandır. Kitap, savaşın sadece cephede değil; evlerde, sokaklarda, ailelerin içinde nasıl yıkım yarattığını gösterir. Bu kitabı Saray Bosna’ya gittikten sonra okumuş olmaktan çok mutluluk duydum. Eğer öncesinde okusaydım. Sanırım sokaklarda keyifle yürümem çok mümkün olamazdı. Bu benim çok uzun yıllar sonra oğlum Efe ile ilk seyahatimdi. Daha önce de Polonya, Ukrayna gibi geçmişte kalan şehirleri olan ülkelere seyahatlerim oldu ama 2025 de halen dahi 1900 yıllarda kalan yaşam kırıntıları çok olan enteresan bir şehir. Neyse kitaba dönelim;
Romanın merkezinde Nimeta adlı Türk bir kadın ve onun hayatı vardır. Nimeta’nın yaşamı, ailesi ve çevresi üzerinden Türkiye ile Balkanlar arasında bir bağ kurulur. Hikâye ilerledikçe Nimeta’nın aşkı ile yaşam yolu Bosna’ya ve oradaki insanlara, özellikle de savaşın ortasında kalan masumlara dokunur.
Ancak bu SAVAŞ denilen beş harfli şeytan bize yaşadığım yıllarda ve halen nefes aldığın 2026 yılında bile bir yere kadar anlam taşıdığını fark ettim. Bosna Savaşı ve yaşanan trajedi benim gençlik yıllarımın içinde olmuştu. Ancak sosyal iletişim ağının aktif olmaması desem de olmayacak, şuan var da ne oluyor. İran, Ukrayna, Filistin, Suriye vesaire vesaire ; bomba patladı, evlerinden oldular, açlar gibi iğrenç haberleri dinleyip görüp sonra bu akşam ne yemek yapsam ile biten günler serisi sadece.
Romanın en güçlü tarafı, Bosna’daki savaş ortamını çok gerçekçi anlatmasıdır: Şehirler kuşatma altındadır. İnsanlar evlerinden edilir. Açlık, korku, kayıplar günlük hayatın parçası olur. En ağır şekilde de kadınlara yapılan zulüm (tecavüzler, aşağılamalar, parçalanan aileler) işlenir. Evet bunları yapan askerlerin başında ismini düzgün telaffuz etmek bile istemediğim kaplan saçma Sırp adamın çok bakmak istemesem de ülkesinde büstü falan var sanırım. Garip yani insanın insana yapabileceğin en büyük zulümler benim yaşadığım yıllarda olmuş ve olmaya devam ediyor. Şimdi bu gece haberlerde dinledim. Yeni bir silah geliştirmiş Amerika DİSKO… bilmem ne. Yok insan en vahşi hayvan olmaya devam ediyor.
Ayşe Kulin, savaşın “haberlerde görünen” kısmından çok, insanların yaşadığı acıyı ön plana çıkarır. Aslında “Sevdalinka” kelimesi zaten Balkanlarda hüzünlü aşk şarkılarına verilen isimdir. Roman da bu isim gibi; Sevgi, Özlem, Ayrılık, Kavuşamama duygularını taşır. Ve düşündüm yalan yok. Bir kadın aynı anda 2 adamı sevemez mi? Kınanan bir durum evet ama masumca bu olamaz mı? Olamaz ya olmamalı tabii. Okurken çelişebiliyorsun kendinle. Garip ama oluyor işte. İnsanız hem kırmızı ışıkta duramıyoruz. Kırmızı yandığını fark etmeden ceza yediğimiz de oluyor. Olmuyor mu?
Savaşın ortasında bile insanlar sevmeye, hayatta kalmaya, birbirine tutunmaya çalışır. Ama savaş, çoğu zaman bu aşkların üstüne bir duvar gibi çöker.
Aile bağları ve kimlik meselesi var . Neden mi Ayşe Kulin’in soyadının geldiği Ban Kulini anlatıyor. O da ilginç. Aslında ben tiyatro içinde tiyatro, roman içinde roman konusunda sanırım çok sıcak değilim. Kafamın basmaması değil tabii ki. Zeki kadınımdır ama değer kaybı diye düşünüyorum.
Savaşta en çok masumlar zarar görür. İnsanlık, kin ve ırkçılıkla çok kolay yok olur. Ama yine de merhamet, yardım ve sevgi bazı insanları ayakta tutar. Yine geldik şuna “Bu dünya iyilerin yüzü suyu hürmetine dönüyor”. Ya böyle ise dönmesin. Masumlar neden acı çekiyor. Tanrı buna niye izin veriyor. Orta Çağdan beri varoluş sorgulaması içinde yaşanan bu ikilem niye var.
Bosna Savaşı’nın ortasında kalan insanların acılarını, yıkılan hayatları ve yarım kalan sevdaları anlatan; aşk ve insanlık dramını birleştiren güçlü bir romandır.
